
Aksaray’da dahil Türkiye’nin her noktasında zengin ile fakir arasındaki makas her geçen yıl biraz daha açılırken işçi, memur, köylü, esnaf sadece nefes alıp verme çabasına düştü.
Her kesimde ekonomik krizin etkileri en acı şekilde hissedilmeye devam ederken ülkenin kaymak tabakasında keyifler yerinde.
Bu duruma ses çıkartılması mıdır? Sorun. Yoksa “Açım” demek midir? Bunun cevabını bulamayan birisi olarak Ankara’daki madenci eylemlerini haber kanallarının bizlere bahşettiği kadarıyla takip etmeye çalışıyorum.
İzlediğim kadarıyla bir holdingin geçmişteki benzeri olaylarını son madende de uygulaması ve yerin metrelerce altında kelle koltukta çalışan madencilerin ay sonunda hak ettikleri alacaklarını vermemesi ve bu madencilerin de hayatta kalmak için hak ettikleri alacaklarını talep etmesi.
Bu kadar basit bir olay nedeniyle çok sayıda insan geçmiş aylıklarını ve hak ettikleri diğer özlük haklarını istediklerini, bunu alamadıkları için de eylem yolunu seçtiklerini söylüyorlar.
Yani “Bizi görün, sesimizi de duyun” derken, “Bizleri, işçinin 3 kuruşluk ekmek parasına göz diken bu insandan kurtarın” demekten başka bir eylemleri yok.
Bu konuda kimilerine göre haksızlar, çünkü ekmek kavgalarında haklarını arıyorlar.
Kimilerine göre ise haklılar ama “Siz haklısınız kardeşim” demekten bile çekiniyorlar.
Başka konular değil ama bir işçinin ay sonu maaşını sadaka veriyormuş gibi istetmek ve onu kapısında süründürmek ne kadar haksızlık-adaletsizlik ise bugün “Aylardır maaşlarımızı alamadık, ev kiralarımızı ödeyemedik, borçlardan sokağa çıkamaz hale geldik” diyen insanlara “Sessizce dağılın, holding sahibimizin gönlü olursa sizin işlere de bir ara bakar” demek o kadar adaletsizlik ve haksızlıktır.
Bu güne kadar en çok ölümünün yaşandığı iş kolları arasında yer alan ve güneş görmeden mezarları olabilecek yerlerde 3 kuruşa çalışmak zorunda kalan insanların ekmeklerine göz dikmek bu ülkede yapılabilecek en büyük sorunlardan birisi değil mi?
Neden bir kişi çıkıp da bu maaşları gününde ödemeyen işverene “İşçinin maaşını ödememek SGK kanununa göre suçtur” demek yerine, maaşlarını talep edip işverene de ilgili maddelerden ceza kesmek yerine onları bir parkta yürümesinler, maaşlarını vermeyen patronlarını bakanlıklara şikâyet etmesinler diye kordona alma çabasına giriyor.
Madenciler kendilerini çevreleyen polislere soruyor; “İçinizde bir tane holding sahibi babası olan, iş insanı çocuğu olan var mı?” Gerçekten doğru bir soru, polislerimiz içerisindeki her bir memur bir işçinin, bir esnafın, bir çiftçinin veya bir memurun çocuğu.
Hepsi de çevreledikleri madenciler gibi zor şartlarda geçinmeye gayret eden ailelerin çocukları ve halen İstanbul, Ankara ve diğer büyükşehirlerde ay sonunda aldıkları maaşları yetiştirmek için ekonomi profesörlerinin bile içinden çıkamayacağı hesapları yapma yeteneğine sahip insanlar.
Gerçekten bu madencilerin ilk çıktığında taleplerinin çok başka olduğunu düşünmüştüm ama talepleri sadece yaşamak için muhtaç oldukları alın terlerinin karşılığıymış.
Sorunun o madencilerin sokağa inmesi olmadığını, asıl sorunun o madencilerin emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirterek sokağa inmesine neden olan holding sahibi olduğunu idrak edemediğimiz sürece bizler bu düzeni bile çok ararız.
Bugün Ankara’da yapılmakta olan, yasadışı olan hiçbir eyleme destek vermemiz mümkün olamaz ama o işçilerin de aylardır alamadıkları maaşların ödenmesi için holding sahibi olan, bizlerden farklı sınıftaki vatandaşa “Adamların maaşlarını da mı ödemedin” demek bu kadar mı zordu?
Yine bu olay göreve geldiği günden beri gelecek için yeniden ümitlenmemize neden olan ve talimatları ile adaletten yana olduğunu gösteren Bakanlarımızdan İçişleri Bakanımızın el değmesi ile son bulacak gibi görünüyor.
Yine yaygın medyadan öğrendiğimiz kadarıyla Sayın Bakan polislere sert müdahalelerden kaçınılması talimatını verirken provokatörlerin de emekçilerin içerisinden ayrılması talimatını verdikten sonra işçilerin 3 kuruşuna bile el uzatmayı kendisinde hak gören holding sahibi ile görüşüp maaşların işçilerin hesaplarına yatırılmasını istemiş.
İşveren de aylar sonra işçilerin alın terlerinin karşılığını ödemeyi kabul ederek kendince çok büyük bir lütufta bulunmuş ve eylemin son bulması da bekleniyormuş.
Ne diyelim bu işin cezai boyutu nerede kalır bilmeyiz ama dar gelirli esnafların maaş ödemelerini yapıp yapmadığını bile inceleyenler, en küçük şikâyetlerde müfettişler ile harekete geçenlerin gücü sanırım cam kulelerin tepesinde olan bu beyefendiye yetmedi.
“Aylardır alamadığımız maaşlarımızı istiyoruz” diyen insanların çevresindeki polisleri gördüğüm zaman merak ettim, sendikal haklarını kullanıp hak aramak suç mu?








Yorum Yazın