Ne zaman sona ereceği bilinmeyen ekonomik kriz her geçen ay insanların omuzlarına daha da ağır yükleri eklemeye devam ederken ne yazık ki istemediğimiz üzücü haberleri de hep birlikte alıyoruz.
Batanları, kaçanları veya canına kıyanları son zamanlarda fazlasıyla duymaya başladık.
Ancak bu yükü çekenler ile kaymağını yiyenler arasındaki fark sanırım uzaktan çok fazla ayırt edilemiyor.
Özellikle son 5 yıldır çoğunlukla gurbetçi hemşerim ve Aksaray’daki bazı arkadaşlarımdan en fazla duyduğum “Nerede kriz? Şu kafeler caddesine bir bak” veya “Şu arabalara bir bak, bu ülkede kriz mi var?” cümleleri olmaya başladı.
Bunu söyleyenler hayat pahalılığı konusunda sadece esnafı “Fırsatçı, kazıkçı, ve kafalarına göre zam yapıyor” olarak suçlasalar da bir başkasının refah seviyesinin toplumun geneline yansıtılamayacağını ne yazık ki yıllardan beri kimselere anlatamadım.
Aksaray’da tuzu kuru insanların caddede yedikleri ve içtikleri benim de aynı şartlarda yaşadığımın işareti olmadığı gibi milyonlarca liralık arabaya binen zenginlerimizin araçları da benim refahımı göstermez.
Şöyle ki;
Aksaray’da resmi rakamlara göre yaklaşık 450 bin gayri resmi rakamlara göre de kayıtlı olmayanlarla birlikte günde 500 bin kişi bulunuyor.
Bu 500 bin kişiden yaklaşık olarak yüzde 10’u yani 50 bini gelir seviyesi olarak diğer insanlardan daha fazla ve bir gecede bir asgari ücreti harcasalar bile bunu kendilerine dert etmezler.
Bu 50 bin kişi iki günde ailesi veya arkadaşları ile bir restoran veya kafeye gitse zaten o Aksaray’ın zenginlik göstergesi olarak ifade ettiğiniz kafeler caddesinde yer kalmaz ve nitekim de öyle oluyor.
Ya da bu ilde TÜİK verilerine göre toplamda 183 binden fazla motorlu kara taşıtı bulunuyor. Bu resmi olmayan rakamlara göre yani 68 plakalı araçlar dışında kalan araçların da eklenmesiyle 200 bin rakamını rahat bir şekilde aşıyor.
Bu rakamın içerisinde otomobil, kamyonet ve minibüs tarzındaki araçlar bu ildeki araçların ortalama yüzde 60’ını oluşturduğuna göre il merkezinde yaklaşık 120 bin otomobil, kamyonet ve minibüs tarzı aracın günlük trafikte olması gerekiyor.
Ancak bu kadar araç kayıtlı olmasına rağmen bu araçların da sadece yüzde 10’u yani sadece 12 bini trafiğe çıksa ve merkeze girse inanın bu trafik milim şekilde bile ilerlemez.
İl merkezinde yaklaşık 5 bin araç hareket halindeyken bile trafik kilitlendiğinden ve elit tabakadaki ülkemin kaymağını sömüren kitlenin evlatları da araçları ile piyasalardan çekilmediklerinden trafik bu duruma geliyor.
Yani birilerinin caddelerde piyasa yapması, kafelerde kişi başı 3-5 bin liraya yemek yemesi veya hesap ödemesi hepimizin refah seviyesi olarak kabul ediliyor.
Bu değerlendirmeyi yapanlar kafeler caddesinden çıkarken Pazar yerlerine akşam saatlerinde çürük çarık almaya gidenleri,
Sabahın ilk ışıklarından günün son ışıklarına kadar çalışmalarına rağmen borçtan kurtulamayanları,
Bir bardak bile çay içemeden vakit geçiren ve sorduğumuzda “ömür dolduruyoruz” diyen emeklilerimizi,
Çalıştıkça her sene daha fazla borç batağına girenleri,
Zenginlerin zekatı, fitresi, yurt dışındaki akrabalarından gelecek yardımları, devlet yardımlarını bekleyenleri,
Okula giden çocuğunun cebine bir öğün karın doyuramayacak kadar para koyabildikleri için çocuklarının yüzüne bakamayan babaları ve anneleri,
Aldıkları maaşları sadece ev kirasına ayırmak zorunda kalan asgari ücretlileri görmediklerinden sadece kafeler caddesi ile ülkenin kaymağı ile beslenen insanların altındaki arabalara bakıp “Halinize şükür edin. Şu arabalara bakın biz bunları başka bir yerde göremiyoruz” bile diyerek yüzde 10’un yaşantısına halkın yüzde 90’ının şükür etmesi gerektiğini savunurken daha bir de bu millete şükürsüz deme cüretini kendilerinde buluyorlar.
Ne diyelim belki de bu ağalar haklıdır, zenginlerimizin yediklerine içtiklerine kendileri şükür etmeyip daha fazla zengin olmaya çalıştıkları için bizler şükür edelim bari…









Yorum Yazın