Ülke olarak yakın tarihe baktığımız zaman Fransızca olan ve yaşanılan anı daha önceden yaşamış veya bulunulan bir ortamı daha önceden görmüş olma hissi anlamına gelen dejavu içerisinde bir sarmalda gibi değil miyiz?
Senelerdir sürekli tekrarlanan ekonomik ve siyasi krizler içerisinde kutuplaştırılmış toplumla sözde birlik ve beraberlik duygusunun reklamını yapan ve üretmekten çok tüketen bir toplum görüntüsünden uzaklaşamıyoruz.
Her gördüğümüzü ve her değerimizi tüketirken üretmekten hep kaçınıyoruz.
Dünya ülkelerine baktığımızda ne yazık ki tam bir tüketim toplumu çizgisinden uzaklaşamıyoruz.
Her sorunumuzu, vaatlerimizi, sorumluluklarımızı ve insanlara karşı üstlendiğimizi görevlerimizi ötelemeyi en büyük marifet sayan bir sarmal içerisinde sorunlarımızı aşamadığımız için de şaşırmıyor veya bu sarmaldan çıkmak için de çaba sarf etmiyoruz.
Bu güne kadar bizlere verilen sözler ve taahhütlerin akıbetini sorma cesaretini bile kendimizde bulamazken hep derin hayaller içerisinde vaatlere inanmayı marifet sayıyoruz.
“Buda bizim kaderimiz” deyip yaşadıklarımızın hak olduğunu da kabullenerek vicdan muhasebesine girmeye bile cesaret edemiyoruz.
Bu ülkede bireyler olarak üretmekten çok tüketen toplum yapımızla Dünyadaki tüm ülkelere göre en fazla ürettiğimiz şey ise ne yazık ki mazeret.
Daha çocukken öğrenmemiz gereken sorumluluk duygusu yerine bizlere öğretilen mazeret kalkanı beşikten mezara kadar bizi bu sarmalın içerisinde tuttuğunu ne yazık ki anlamak bile istemiyoruz.
Çocukken kırdığımız, döktüğümüz eşyalar için,
Okullarda yapmadığımız ödevler ve yerine getirmediğimiz sorumluluklar için,
Aldığımız kötü notlar ve utanılacak karneler için,
Başarılı olamadığımız işlerimiz için,
Sorun yaşanan evliliklerimiz için,
Yetiştiremediğimiz çocuklarımız için,
Başımıza gelen her olay ve felaket için bile bir defa dahi sorumluluk alabilen kaç kişi tanıyorsunuz?
Bizler daha çocukken başladık ne yazık ki sorumlu olmak yerine mazeret üretmeye.
İşte bu nedenle bugün yaşadıklarımızın karşısında verdiğimiz tepkilere de birileri her zaman bazı mazeretler üretme yetisine sahip değil mi?
Söz beklediklerimiz, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız veya STK’larımız, iş insanları, esnaflar, memurlar ve biz gazeteciler bu toplumda sorumlu olmaktan çok mazeret üretmek için yetişen bireyler değil miyiz?
İşte bu nedenle senelerdir “dejavu” olarak adlandırılan olaylar ile tekrar edilen krizler ve sorumsuzluklar ile ömür doldurmaya devam ediyoruz.
En basiti ile senelerdir Aksaray için verilen ve oldu, olacak, olur inşallah gibi kelimeler ile avutulan halka olmaması durumunda üretilen bahanelere her birimiz ikna olup eleştirdiğimiz veya hesap sorduğumuz için hepimiz hayıflanmıyor muyuz?
Şimdi çıkıp diyeceğim ki; “Kara yolları sadece 8 kilometrelik Kireçlik yolu olarak bilinen ve adı ölüm yoluna çıkan yolu hani yapacaktı?”
Alacağım cevap; “ETÜD, proje, hesap, kitap, kriz, bütçe, ödenek” olacak.
Diyeceğim ki; “E-90 karayolunda neden çevre yolu yok?”
Alacağım cevap; “Oldu, olacak, uğraşıyoruz, yapılacak, olur inşallah” olacak.
Diyeceğim ki; “Hastanede sorun bitmek yerine artıyor”
Alacağım cevap; “Doktor yok, olanları elimizde tutmaya çalışıyoruz, en iyisi Aksaray ve daha pek çok şey ile buna şükür edin” olacak.
Diyeceğim ki; “Bu ekonomik kriz daha ne kadar sürecek”
Alacağım cevap; “Bizim keyfimiz yerinde siz de şükür edin, Almanlar açlıktan mermeri kemiriyor” olacak.
Diyeceğim ki; “Boşa akan nehirler neden Konya ovasına çevrilmiyor”
Alacağım cevap; “Doğanın dengesi, maliyet ve daha pek çok şey olacak.
Yani değerli hemşerilerim her soracağımız soruda bir işin neden olmayacağını, neden yapılamayacağını ve olmaması gerektiğini duyacak ve ikna olmasam da mazeretleri yerinde bulacağım.
Mazeretler içerisinde türlü bahaneler ile yetişmiş bir insan olarak duyduğum her mazerete inanmasam da ikna olacağım.
Yani benim de her zaman ardına sığındığım mazeret kalkanının ortadan kaldırılmasını ben bile istemeyeceğim.
İşte biz ülke olarak en fazla mazeret üretiyor ve bu özelliğimiz ile de dünya ülkelerindeki mazeret üretiminde ilk sırada değil miyiz?
Yorum Yazın